marw
Pazartesi, Kasım 16
aşağıdaki tanımı ben yapmadım. bir gün sözlük uçup giderse diye yedeklemek istedim sadece.
"o var yalnızca, o var olduğu andan itibaren dünyanın nüfusu 1. sen de yoksun artık. bir tek o var. zaten sen ve o artık aynısınız. başkası yok. dünya yok. allah yok. peygamber yok. aç-tok yok. yalnızlık ve kalabalık yok. kaos yok. mutluluk-mutsuzluk yok. dert yok. derman yok. acı yok. telafi yok. sadece bir çift göz var. beraberinde taşıdığı sonsuz huzur. hep artan ve ve bu artışın sonu olmadığı bir huzur. sürekli parlayan gözler. ötesi daha parlak, daha parlak. umut etmek yok, çünkü buna gerek yok. her şeye sahipsin artık, kaybedecek de bir şeyin yok artık, bir tek o var. sen o'sun. var olan tek şey o: aşk."
marw
Cumartesi, Kasım 14
doğum günümde beni en iyi tanıyan kadından gelen hediyeydi bu kitap. adet olduğu üzere arka kapağı okumaya başladım elime alınca. alsancak iskelesinden başlayıp esenler otogarında bitiyordu kitabın arkasındaki kelimeler yığını. ilk boş vaktimde elime alıp okumaya başladım. okudukça hayatımda bir şekilde yer almış şehirler sırasıyla karşıma çıkmaya başladı. "izmir, adana, trabzon, bursa, samsun, amasya.." her şehirde bir kadın. 108 sayfa sonra okumayı bıraktım. sanırım ikinci elime alışımda kitap bitmiş olacak. açıkçası bu kitap beni ürküttü biraz. kitaptaki olaylar hayatımdaki rastlantılara dönüşmeye başlayınca bıraktım zaten kitabı. benim boktan hayatımı saymazsak, bu kitabın gerçekten mükemmel bir anlatım tarzı var. murathan mungan şiirlerinde karşıma çıkan bazısı mükemmel bazısı rezalet şiirlere asla benzemiyor. bütün kelimeleri, bütün tasvirleri, kişileri sanki az önce buralardaymışlar da bir anda kitabın içine çekilmişler gibi. kesinlikle tavsiyedir. okuyunuz, hayatınızdaki kadınlara okutunuz.
Annesi, arada bir, "Hayatla romanları ayırt edemeyeceğini bilseydim, zamanında 'oku kızım, oku kızım,' diye başının etini yemezdim," diye uyarırdı.
Hayatla karıştırılmayacaksa romanlar niye okunsundu ki?
marw
Çarşamba, Kasım 11
yaklaşık bir senedir tek satır şiir okumuşluğum yok. ondan önceki beş sene deliler gibi şiir okuduğum zamanlar oysa. sanırım doymak ve artık seçici olmakla ilintili şeyler bunlar. geçen gün mail gruplarından gelen bir mailde yılmaz odabaşı'nın bir şiir albümü çıkardığını okudum. youtube sağolsun ordan oraya derken ahmet telli'nin daha önce nasıl okumadığıma hayret ettiğim bir şiirini dinledim. adı "su çürüdü". dinlemek isteyenler için youtube linki:
artık bloga, sözlüğe, twittera, sağa sola yazmaya karar verdim. ilhamım geri gelmiş olabilir ya da şaka yapıyordur belki. şu anlık bilemiyoruz. bu yazı bir başlangıç olsun istedim. gerisi gelir herhalde.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


