marw Cumartesi, Mart 14


yaşar kurt ve arto tunçboyacıyan'ın birlikte yaptıklara son albüm "nefrete kine karşı" şu sıralar winampımda fazlasıyla dönmekte. bu albümden iki şarkı tavsiye etmek istiyorum. birincisi küçük nil büyük ırmak. bu şarkıyı arto tunçboyacıyan seslendiriyor. sözleri de şöyle:

"eğer çok heyecanlıysan bugün
senin için bir kaşık bal getirdim
al ye, heyecanın tatlansın senin
heyecanını korkuyla karıştırma
ve de korkma
çünkü sen bir heyecansın
zamansızsın

sen bir ümitsin, sınırsızsın
o yarınlara bakan gözlere bir ışıksın
berrak bir su gibi mırıl mırıl ruhunla
bizleri yarınlara götüren yürekli bir aslansın

tanıştığımıza memnun oldum desem
beni ruhunla arkadaş yapar mısın?

tesadüflere tesadüf deyip geçmeyelim
hislerimize inanıp onlarla yaşamasını öğrenelim
sanki fikirlerimiz toplanmış bir noktaya
kopması çok zor çelik zinciri gibi

hayata değişik yönlerden baksak bile
sonunda varmak istediğimiz ideal aynı yerde
onun heyecanını ben de yaşıyorum
o günleri merakla bekleyen küçük bir kuş gibi

eğer çok heyecanlanırsan bir kaşık balı unutma
selamlar benim ruhumdan senin temiz ruhuna"

(şarkının sonlarındaki ermenice kısım da güzel olmuş. ama sözlerini ekleyemiyorum maalesef)

bu albümden tavsiye edeceğim diğer şarkı ise bazen insan. bu şarkıyı da yaşar kurt seslendiriyor. sözleri de şöyle:

"bazen insan balık gibidir
denizin içinde denizi bilmez
bazen insan kuşun kanadı gibidir
uçmayı bilmez

bazen insan çiçek gibidir
mevsimlerle yaşamayı bilmez
bazen insan insan gibi görünür
görüntüyle düşünceler birleşmez

bazen insan nehir gibidir
sonsuza akar, geri dönmez
bazen insan toprak gibidir
bütün kötülükleri affeder

bazen insan güneş gibidir
hayatın gücünü bilen
bazen insan insan gibidir
insan gibi yaşamasını bilen"

iki yakın halk, iki uzak komşu üzerine gerçekten anlamlı bir albüm olmuş. albümde iki ermenice şarkı bulunuuyor. bir tanesi yaşar kurt'un alışamadım şarkısının ermenice versiyonu. diğer şarkılar türkçe. türk-ermeni kardeşliği adına yapılabilecek güzel şeylerden biri bu albüm. devamının gelmesini de dileriz..

marw


farkındayım, son eklediğim birkaç resim ve yazı çok karamsar oldu. ama içim bu durumda şu sıralar. kendimi salmakla toparlamak arasında gidip geliyorum. bir yanım "sal gitsin" derken (ki baskın olan yanım bu), diğer yanım "saçmalama kızım toparlan, salaklaşma" diyor. iki ben arasında kalakaldım. salmak çok kolay çünkü. hiçbir şey yapmamak.. şaraptır, votkadır, ne varsa içip kendini kaybetmeye çalışıp aynı yerde sabit kalmak, asla bilincini kaybedecek kadar sarhoş olamamak.. düşününce zor gelen bunlarmış gibi gözüksede aslında diğer yoldan çok daha kolay. akışına bırakmak gibi biraz. akış değil aslında, bir nevi sürükleniş. ben zaten denizin üstünde hiçbir şey yapmadan yatıp akıntının beni sürüklemesini çok severim. bu durum da aynı ona benziyor. biraz mazoşist bir yaklaşım belki bu. biraz acıyı sevmek. acı olmadan hayatın basit gelmesinden sanırım tüm bu asla toparlanmama çabası.

bir de diğer yola bakalım. kendini salmamak, bir an önce toparlanmaya çalışmak. bir kere bu yolu uygulamak için dik durmak gerekiyor. karşına bu dönemde çıkacak her türlü zorluğa göğüs germek gerek. ki olur olmadık zamansız zorluklar ve hayatın saçmalıkları da bu zamanlarda daha çok gösterir kendilerini inadına. sanki senin hiç derdin, tasan yokmuş gibi birde onlarla uğraşmak zorunda kalırsın. ne bileyim; sınavın kötü geçer, paran yetmez (bu daha çok olayın içmek istersin para olmaz kısmı), süslenip dışarı çıkarsın dağıtayım kafamı diye, dolu yağar mesela. yapar hayat bunu. hem de çok sık yapar. (ne gerek varsa) işte bu yol çok çok çok zor. çok hengameli. uğraş dur. zaten belki de toparlanmayı sağlamasının nedeni bu. sen uğraşıp dururken neye üzüldüğünü, neye kırıldığını unutuyorsun. aslında bu da hayatın içinde sürüklenmek. yalnız diğerinden farkı şu. ilkinde sen amaçsızca sürüklenmek isterken ikincisinde hayat seni savuruyor. ve hayatın savuruşu çok acımasız. senin kendine acımamanla aynı şey değil bu. bilerek ve isteyerek yapmakla, istemeyerek savrulmanın farkı.

bugün anladımki aylardır yanında olan birinin şimdi yanındayken bile uzak olması (ya da senin öyle hissetmen) çok koyuyor insana. hele birde işin içinde yağmur ve hüzünlü ayrılık şarkıları varsa çok daha acıtası oluyor her şey. zamanında yemeğini, sigaranı, içkini, (belki yatağını), belki hayatını paylaştığın birine bir yabancı gibi davranmak.. sanki onlar hiç olmamış gibi, hiç yaşanmamış gibi davranmak.. böyle zamanlarda "keşke duygularımız olmasa, ağaç gibi yaşasak" falan diyorum. ama o da çekilecek şey değil. böyle çelişkiler içerisindeyim işte. yine yeni yeniden hayatın her şeyi yoluna koymasını bekliyorum. bakalım.. zaman..

soundtrack: dido - white flag

marw Pazar, Mart 8


ürkünç günler yaşıyorum. sanırım olacaklardan korkuyorum. korkmak değil belki kelimenin tam anlamıyla. korkmak fiili tam olarak düşündüklerimi karşılayamıyor. korkunun çok daha ötesinde. zamanın çözmesini bekleyemeyecek kadar gerginim şu günlerde. ama beklemekten başka da yapabileceğim hiçbir şey yok...