
bütler bitti sonunda. rahatladım biraz ama biraz da sıkılıyorum şimdi. büt zamanı evde bir kalabalık, anlamsız bir neşe vardı. bir sürü içtik, sıçtık. gerçi bunları sınav haftası bitiminde yapmamız gerekiyordu ama tutamadık yine kendimizi:)
şimdi ev bomboş geliyor. herkes kendi odasında. bir sessizlik var. bir boşluk.. tuhaf. yine elektrikli soba, elektrikli battaniye ikilisinin suni sıcaklığıyla ısınıyorum. oda, duvarlar falan hep boş. sınav haftası boyunca yerde ders notları, tabaklar, bardaklar, şişeler, kıyafetler, çöpler yığılıydı. hepsini topladım. şimdi oda düzenli ve sıkıcı. her yeri dağıtasım var.
okul 2 sene uzadı. diplomamı 25 yaşında alabileceğim sanırım.
hafta boyunca biriktirdiğim filmleri izleyip bitireyim diyorum şimdi. nihayet ıssız adam'ı izleyebildim. ağlayasım varmış yine, tutamadım.
nietzsche ağladığında'nın filmi çıkmış. onu da izlerim bir ara.
uyku düzenim de yine olmadık bir zamanda geri geldi. sınav haftası uyanamazken şimdi sabahın körlerinde uyanıyorum. mutlaka ters olacak ya o da. olmasa garip olurdu zaten..
bakalım bahar yarı yılında (2. dönem işte) ne haltlar karıştıracağız.
az önce yeni tema yapacağım derken blogun az bir şey içine etmiş bulunmaktayım. "bunları okuyorum ben" listem de silindi. hatırlayabildiklerimi ekledim ama mutlaka unuttuklarım olmuştur. zamanla tekrar toparlarım o listeyi:)
yeni tema arayışım da yalan oldu böylece. bir süre daha bununla devam.

bugün pazar. nazım'ın aksine güneşi göremeden uyandık yine. finaller bitti ya. artık güneş doğarken uyuyup batarken uyanmak bir haftalığına normal bir şeymiş gibi gelecek. bir kaç sınava girmedim bakalım nasıl yapacağız onları. durum kötü. çalışmak lazım falan. ama ben şu üstteki fotoğraftaki yerde olmak istiyorum. "o da nerden çıktı?" ya da "orası neresi?" dersen en ufak bir fikrim bile yok. sadece orda olmak istiyorum. yanımda sigaram olsun, (burda virgül koydum bir şeyler eklemek için ama tıkandım resmen. böyle muhteşem bir yerde sadece sigara istemem de tuhaf)
bu hafta hiç sıkılmadığım kadar sıkıldım (sınavlardan) ve hiç eğlenmediğim kadar eğlendim. (bağıra bağıra şarkı söylemeyi çok özlemişim:) benim için çok güzel geçti aslında. hiçbir final haftası böyle değildi. dördüncü sınıf tribali herhalde (sanki bitecek de artistlik yapıyor burda).
ben tam bu yazıyı yazarken elektrik kesildi. dün gece, daha doğrusu bu sabah uyumadan önce de kesilmişti. bir huzur vermiyorlar adama. ya taktaklar ya da elektrik kesintisi. ne biçim bir şehirde yaşıyorum anlamadım ki ben. bok atma seansımın ortasında elektrik geldi. sayın sedaş'a teşekkürlerimi sunuyorum bana bu yazıyı yarım bıraktırtmadığı için.
ben şimdi yatağımdan kalkacağım, kendime bir kahve yapacağım ve günün ilk 1 2 3 4 sigarasını içeceğim ve mutlu bir insan olarak hayatıma kaldığım yerden devam edeceğim. siz de öyle yapın.(sigara kısmı hariç) özellikle sen ufaklık:)(yazar burda kuzenini kast ediyor)
hıı bir de unutmadan komikli kız mellö'nün katılınası bir kampanyası var. ona da şurdan şeyedebilirsiniz.
tanrım bu sefer saçmalamama izin verme olur mu? biliyorsun sonra kötü oluyor. ne gerek var dimi böyle şeylere. "ne gerek var su böreği varken" diyerek burdan kukumanpaşa'ya bir selam çakayım:))

cem adrian'ın yeni albümü "emir" çıkabildi nihayet. içinde "nereye gidiyorsun" adlı bir şarkı barındırmakta kendisi. öyle şarkı olmaz. ona şarkı denilmez. başka bir şey o. kitap gibi. böyle ne bileyim yazıt gibi falan. cem adrian sen bize ne yapıyorsun böyle?? yapma arkadaşım, insan beyni bu nasıl kaldırırız biz bu sözleri? ayıp ya.
"çocuk..
sil yüzünden tüm yalanlarını bu şehrin
topla kalbini cadde cadde, sokak sokak
kazı ayak izlerini birer birer gri kaldırımlarından
bakma yüzlerine hiç
görme onları
çocuk bu kez ağlama
bu kez git
gölgeni, ismini sil yavaş yavaş
giderken bu kentten tükür yüzüne yalnızlığının
kalbini, kendini sök yavaş yavaş
giderken bu kentten sakın ağlama sus
unut ne yaptı sana
unut ne söyledi
unut ne varsa vazgeçtiğin
yüzünde korkularla, içinde çığlıklarla
kalbinde simsiyahlar
nereye gidiyorsun?
hep bu şarkılarla, kıymetsiz dualarla
utanmaz bir yağmurla
nereye gidiyorsun?
yolları, duvarları geç yavaş yavaş
giderken bu kentten bir piç gibi bırak yalnızlığını
ve o siyah saçlarını kes yavaş yavaş
giderken, terk ederken savur yüzüne yalnızlığının
ve unut ne yaptı sana
unut neler anlattı
unut ne varsa vazgeçtiğin
yüzünde korkularla, içinde çığlıklarla
kalbinde simsiyahlar
nereye gidiyorsun?
hep bu şarkılarla, kıymetsiz dualarla
utanmaz bir yağmurla
nereye gidiyorsun?
bu sahte baharlarla, kıymetsiz dualarla
utanmaz bir yağmurla
yine mi gidiyorsun?
çocuk
her vedanın ardında bir bekleyeni vardır kimsenin bilmediği
ve her gözyaşının altında bir dua kimsenin duymadığı
çevir gökyüzüne başını
bakma arkana
daha sert basa basa, daha güçlü
anlat bu kara şehrin yollarına ak adımlarınla
gitmek yenilmek değil, kazanmak da
gitmek gitmektir işte
hepsi bu"
yüzyılın şarkısı ilan ediyorum bu şarkıyı.

bir tak tak laneti beni takip ediyor kesinlikle. vizeler bittikten sonra bizim apartmanda bi ev yapım çalışması başladı ve hala devam ediyor. şu an bile devam ediyor mesela. gerçi buna eşlik eden bir matkap sesi vardı. o kesildi çok şükür. şimdi sadece taktaklar. arkadaşıma gidiyorum kalmaya. sabah çekiç sesleriyle uyanıyorum. başka bir yere gidiyorum yine kalmaya. bu sefer sabah matkap sesleriyle uyanıyorum. neymiş apartmana doğalgaz tesisatı döşeniyormuş. beni mi buluyorsunuz aq. çok sinirliyim bu konuda. başka gün mü yok lan. hafta içi hafta sonu tak tak tak. beyin falan kalmadı. zaten salı günü de finaller başlıyor. ona sinirliyim. bir de bunlar. bitsin artık yaleppim bu ne böyle aa.
not: şu üstteki de çekiç kafalı köpek balığı. çekiç kafa ne be. allahım sen ne güzel şeyler yaratıyorsun böyle. dinimiz amin.

hayır anlamıyorum. bu geldi de noldu yani? ben yine elektrikli sobam, leftafım, ayağım (çatlakmış bu arada), sigaram, dizilerim, filmlerim ve burnumun dibine gelmiş finallerimden başka bir bok göremiyorum. yılın ikinci günü şöyle sağlamından bir değişiklik olsa hiç fena olmaz. ya da yılın ilk günlerini ders çalışarak mı geçirsem? o da bir ihtimal tabi. ama dediğim gibi bu yataktan çıkmama hallerinde pek bir değişim olacak gibi gözükmüyor. sırf "yeni yıla nasıl girersen tüm yıl öyle geçer" geyiği yüzünden dışarda girdim yeni yıla. bütün sene uyumayayım diye. pek işe yarayacak gibi durmuyor. tam da şu fotodaki kedinin modunda olmam ne kadar garip.
herkese iyi, mutlu yıllar:)
