marw Salı, Aralık 29


şehiriçi halk otobüsleri çok enteresan yaratıklar. hayır cipimle yanlarından geçerken bakıp ağlamıyorum, böyle bir durum değil söz konusu olan. ben bizzat içlerindeyim.

geçenlerde şoför amcanın biri yolculardan birine hişt pişt yapıyor. kızda da kulaklıklar var duymadı. yanındaki birkaç kişi uyarınca kızı çıkardı kulakları. "onun sesini kıs." dedi şoför. bir ton kavga ettiler. kız aracın plakasını aldı falan. işin tuhafı kız indiğinde hala kulaklıktan dinlenen yüksek sesli müzik duyuluyordu. bu olaydan sonra bir kere daha "sony kulaklık sen bizim her şeyimizsin." dedim.

yaşlı teyzenin biri otobüsü durdurdu. binecek diye bekliyoruz koca otobüs. teyze "buralarda cami var mı? " diye sordu. hadi bulunduğu yer çok ıssız olur anlarım. ama caddenin ortası lan, otobüs durdurup yol mu sorulur! tanrı hepimizi teyze özgüveninden korusun.

okulda otobüsün kalkmasını beklerken sigara içiyorduk. çoğu okul gibi bizim de tıp fakültesi hastanesi yakınımızda. yanımızdan telefonla konuşarak geçen bir hasta yakınının söyledikleri dışardan duyulan yaran diyaloglar mı dersin, gülsem mi ağlasam mı bilemedim öyle bir şeydi. sanırım telefondan konuşan kişi bir yakınını kaybetmiş. bu amcam " allah cennette görüştürsün inşallah" dedi. kendince iyi bir şey söyledi belliki. ama bu cümleyi ilk defa duymanın etkisiyle kalakaldık. hayır adam, şimdi sen karşındakine 'öl' mü diyorsun, 'ölsen kesin cennetliksin' mi diyorsun, beddua mı, dua mı bu bilemedik. ayrıca bu amcamın hastanede yatan hastasında da öyle beş altı ayda öldürmeyen bir cins tümör varmış. o da ayrı bir muammaydı.

birkaç sene önce metro turizm'le izmit'ten samsun'a giderken muavinin arka beşlide uyuması, yolcuların susuzluktan fena olup şoföre şikayet etmeleri, şoförün arabayı durdurup arka tarafa gitmesi, muavini azarlayarak uyandırması tam da metro'dan beklenebilecek bir davranıştı. muavinin gömleklerini pantolonuna sokmaya çalışan uyku sersemi halini hala unutamadım.

dün okuldan çarşıya inerken (evet, biz okuldan iniyoruz. çünkü okul dağda.) bindiğimiz otobüsün şoförü yolu bilmiyormuş. "siz biliyorsanız bana tarif eder misiniz?" dedi. tarif ettik ama biz indikten sonra ne yaptı bilemiyorum.

marw Pazartesi, Aralık 28


yeni yılda kendime bir ev istiyorum. tabi bunun olması bir işim olmasına bağlı. tabi bunun için okulu bitirmem lazım. tabi bunun içinde 2011 olması lazım. o zaman bu dilek bu sene değil, seneye yılbaşında dilenmeli. ama ben yine de bir kağıda ev, okul ve para resmi çizip (olmayan) yılbaşı ağacının altına bırakmayı planlıyorum. ne bileyim karma, kader bir şeyler tutar belki.

marw Cumartesi, Aralık 26



gecenin üç buçuğunda ıslık çalarak evine giden adamın hastası oldum şu an. nasıl bir neşedir, nasıl bir enerjidir, sarhoşluksa nasıl keyiflidir? ben de istiyorum aynısından. bir de david beckham'ın yukarıdaki kafası neyle oluyorsa ondan istiyorum. adam sen ki o kadar yakışıklısın böyle leopar donlu, yalamalı falan pozlar ne ola ki demezler mi? dedim ben valla. yazık victoria'ya. "taş gibi herifi kaptım" diye gelmesin kapıma şu saatten sonra. burdan david lachapelle'e de seslenmek isterim: sanat bu değil arkadaşım!